Popüler Kitapları Okumaktan Utanan Entel
Oca 23rd, 2010
Benden rahatsızlığım hakkında mektup yazmamı istemiştiniz. Bugüne dek gizli kapaklı bir mutluluktu içimde yaşattığım. Bugüne kadar sevdiğim anlık şeyler hep gizliydi. Giydiğim ayakkabılardan bir süre sonra sıkılarak uzun uzun vitrin bakınmayı öğretti bana uzaklığım. İnsanların sürekli izledikleri diziler hoşuma gitse de izlemiyordum. Ben buydum işte. Popüler olandan yaka silkmiş bir popüler…
Öyle bir şey ki bu, bir zaman sonra kendinizden de yaka silker oluyorsunuz. Söyledikleriniz, yazdıklarınız, giydikleriniz olay oluyor. Ama siz kendinizden ürküyorsunuz. Aynaya bakarken “bu nasıl oluyor?” diyorsunuz. Boşnakça bir türkü dinlerken görüyor birileri sizi ve başlıyorlar Boşnakların o bilindik hikâyelerini sanki hiç duymamışçasına dinlemeye… Ayıp!
Tamam, kızgınlığımı bir kenara bırakıp devam etmeliyim. Bir filme gidiyorsunuz, “herkesin anlayamayacağı bir derinliğin olması çok sevinç verici” diyorsunuz… Pat… Gişe rekoru kırdırmaya yemin etmiş gibi oluyor çevrenizdekiler. Üstelik bir bilette size alıveriyorlar. Bir kez daha izlenilecek bir film olduğunu unutup yırtıyorsunuz bileti…
Ya eve gelip gömlekleri parçalayış evresine ne demeli? Öyle sancılı olur ki anne olsanız olursunuz o acıyla. Doğum sancısından beter bir şey bu anlattığım. Dolap açılır, askıdan büyük hışımla inen gömleklerden bir tanesi kurban olarak seçilir. “işte” dersiniz, “işte, şu tozpembe olan!” elinize bir makas almaya bile lüzum görmeden parçalarsınız oracıkta. Sanki birinin gözlerini oyuyormuşçasına koparırsınız düğmelerini. Üzerine kahve, çikolata ve çıkması zor lekeler bırakan şeyler dökersiniz. Sanki biri o yırtık pırtık şeyi eski haline getirecekmiş gibi korkarsınız…
Sizinle aynı kıyafetlerle yakalanan arkadaşlarınız olunca başınızdan aşağı kaynar sular dökülür… Saklanacak yer ararsınız. İnanamazsınız. “ben bu kadar basit tercihleri olan biri miyim? “ diye içiniz içinizi yer. Karşındaki halinden memnundur. Bu onun için iyi bir şeydir çünkü. Sizin yaşadığınız devinimlerin canı cehenneme göçmüştür çoktan!
Bir şair vardır. “Geleceği parlak” dersiniz. Bir ay geçer ve o gelecek birden bire parlayıverir. Siz eve gelip, kitaplarını onu okumaya hevesli kişilere verirsiniz. Böyle yürür gider bu işler…
En çok can yakanı ve sizden asıl olarak çözüm beklediğim mesele ise… Bir kitabı çok merak eder ama popüler kitaplar bölümünde olduğu için o bölüme yanaşamazsınız bile. Eve gelir, internette arka kapak yazılarına bakmak için kitap sitelerine bakarsınız. Kitap yurdu olmaz dersiniz! Herkes onu seçer…
Bir alttakine bakıp, “Bu kadar da abartma!” der gibi kendinizi çimdikler ve tekrar kitap yurduna bakarsınız… Arka kapağı okuduktan sonra sipariş etmeye hazırlanır, etrafa bakar evde kimsenin olmadığından bir kez daha emin olduktan sonra kitabı sipariş edersiniz.
Kitap gelir 2 gün içinde. Onunla birlikte işe gitmek üzere, otobüse binip uygun bir yere oturursunuz. Gizlersiniz onu… Kimse görmesin diye adını kucağınızdan bir an bile ayırmadan, boynunuzun ağrımasına aldırış etmeden okumaya devam edersiniz…
Geçen gün doktora gittim, boynumda kireçlenme olduğunu söyledi, lütfen bana yardım edin!
Uzman yorumu:
Bu bir hastalıktır: Popüler şeylerden utanç duyma hastalığı.
İlaç önerisi: Eski basım kitaplardaki bir kitap kabını (hani şu esas kitap kabının üzerine geçen kaplardan) ona kılıf olarak geçirmek…
İyi olmanız dileklerimle…
Doktorunuz: Pop. Kültür
Asude Zeynep Toprak
Foto

Timaş Yayınları, Çağdaş Edebiyat serisinden, Nobel Edebiyat Ödüllü Knut Hamsun’un Göçebe kitabını, Behçet Necatigil çevirisi ve önsözü ile sundu.
“Göçebe, üç bölümlük büyük romana yazarın verdiği genel isimdir. İlk kitap Sonbahar Yıldızları altında 1906′da, Hüzünlü Havalar 1909′da, Son Mutluluk 1912′de yazıldı. Üç bölümün üç ayrı adı var, ama aslında üç bölümün üçü de birer “hüzünlü hava”dır; [...]
3 Yorum